Salih Polat

GECE TANIKLIĞI

her taş yürümek istiyor, baksana
anımsamak istiyor kül, ateşin başlangıcını
yeşermek istiyor kan, gecenin kollarında
gülmek istiyor ölüler, baksana.

eşilmiş toprak, bulunmuş tohum, küf
kim anlatabilir ki hüznün mesafesini
dağ öyle durmuşsa, bir bildiği olmalı
bir bildiği olmalı, deniz çıldırmışsa
şu yalnızlık, şu aşk, şu ölüm
geceyi deliyor kuşun soluğu, baksana.

KARANFİL

demek geldin

çoktandır hiçbir yerdeydin

ne kadar değişmemişsin

ellerin ne kadar kalabalık

gözlerin ne kadar ansızın

seni böyle değişmemiş görmedim hiç

demek geldin

bu kent burada her zamanki ilkesizliğini yaşıyor

bir çarşı her gün ölüp ölüp diriliyor

radyoda iyi ayarlanmamış bir istasyon

gibi insanın sinirine dokunan sesiyle

bu kent burada her zamanki ilkesizliğini

demek...

SÜREK

her sabah
bir mermi saplanıyor uykusuzluğuma
yatağımdan ölü bir asker uyandırıyorum
bir top kanlı sakal rüzgara dolanmış
kalkıp tıraş aynamı siliyorum
nereden bulaşmışsa bir gece lekesi
ben sildikçe büyüyor büyüyor
yüzümü karanlıkta yitirmekten korkuyorum

BİRER BİRER GEÇTİLER

birer birer geçtiler yanımdan
ilk sayfasına anlaşılmaz adresler yazılıp bırakılmış
bir not defteri nasıl sessizce beklerse kullanılmayı
öylece beklerken
ödünç alınmış yüzleriyle
birer birer geçtiler yanımdan

arkalarına bile bakmadılar
yol ortasında kimsenin eğilip almak istemediği
harcanmaya bile değmeyen bir metal para
gibi beklerken
en yalancı doğrularıyla
birer birer geçtiler yanımdan

hiçbir ...

GRAVÜR

bu dağlar o çok öldüğüm dağlar değil

eğri büğrü gülen bu çocuk

bu yamyassı rüzgar

kapının önünde uluyan bu gece

ufukta uyanan bu masmavi kadın cesedi deniz

bu yeni doğmuş tayın ıssız adımları

sığ sularda boğulan bu balık

o değil

bu umutsuzluğun gravürü

umutsuzluk: tabutuma çakılacak son çivi

GÜZDE

sarayburnu aile çaybahçesindeki bir güz öğlesi
sen ben ve adını bile bilmediğimiz bir istanbul
oturmuş konuşuyoruz her şeyden
senin ellerin masanın üstünde
uzun bir koşuya hazırlanıyor
ben geçip giden gemileri kovalamaktan
soluk soluğa kalmışım
istanbul uykusuz gözlerini oğuşturuyor
bir martı beyazlığını düşürüyor masamıza
bir polis kimliğimizi soruyor
zaman geriliyor geriliyor geriliyor
wilhelm T...

SENİ TANIDIĞIMDA

Seni tanıdığımda
Med zamanıydı, kanat alıştırıyordu ay
Bakışlarının kardeşi, zümrüt toprak
Çaresizliğin sesini tanımlıyordu saatin
Sana yakışan da buydu
Ve bana, umutsuzca biliyorduk

Uzun yağmurlardan sonraydı
Seni tanıdığımda
Öğle vakti çıkabilirdik kırlara
Yeşerebilirdi bileklerimiz, gözlerimizde
Çiçekler açabilirdi, kalsak biraz daha
Çekirgeler fışkırabilirdi saçlarımızdan kelebekle...

ŞİİRLER ŞİİRİNİ ARAMAK

bırakılmış bir sonbahardı
şiirler şiirini arıyordum
lorca´yı ağlarken buldum rüzgarda
eylül güneşiyle tutuşan bir gitar sesiydi ispanya

bir elim sıcak denizlere değerken
bir elim buzul çağlarında
şili yangınlarında buldum neruda´yı
gülüyordu kasımpatılar arasında

şiirler şiirini arıyordum
acılarda ağrılarda ayrılıklarda
biliyordum uzak değil
pir sultan nazım hikmet ve daha

gün eridi...

PAYIMA DÜŞEN

herkes işinde gücünde

tohumu alınıp bostanda bırakılmış bir salatalık

gibi sararmış kurumuş elleriyle yün eğiren

şu nine işinde gücünde

arsa alım-satımıyla uğraşan profesör

ve öğrenmediği şeylerle sürekli sınanan

öğrenci işinde gücünde

saymakla bitiremediği paralarla

ellerinin ilişkisini araştıran veznedar

ve büyük kızını dün evlendiren

banka müdürü işinde gücünde

yeni bir se...

ŞARKI SÖYLE

bugün eve gitme yusuf şarkı söyle
dersten çıkmışsın bak elin yüzün tebeşir
yağmur yok dışarda hava çok güzel
gelirken bir çiçek çarptı alnıma
alnım bu yüzden ıslak
al bu şiiri önce dizelerine ellerini sil
dersten çıkmışsın bak elin yüzün tebeşir

yusuf beni dinlersen bize gidelim
karım var evde seni görünce sevinir
son günlerde bunalımlı bilirsin çocuk ev iş
çocuğa bir çukulata karıma nergis alırı...

Syndicate content