Tahsin Saraç

OTUZÜÇ MENEKŞE

Bir morlukta alabora oldu gök
Tan söktü
Güneş dik doruklara konan bir öpücüktü.
¦

Yürüyordu
Yürüyordu değil, sürülüyordu
Bir ak ölüme suçsuzlar, öbek öbek;
Korkunç bir önseziyle tanık tepeler
Utançtan eriyip küçülüyordu.
Yatağında sütlü kahve içerken
Karıcığı kırıtarak geçerken
Paşa orasını kaşıdı derken.

Otlar daha bir diridir şu an
Koyak daha bir can kokulu.
Öte yandan süngü, candarma, ...

KIYIDAKİ ELMAYA BİR SES

ey canımın güftesi, eylülün ikinci haftasıydı o sıra
bana gülümseyerek getirdiğin bir bardak suydu o sıra

hatırla denize hiç bakmadık çünkü kıyısındaydık
bir elma kendi kendine büyür dururdu o sıra

bir kıyı ikindisiyle bir elma öyle kendiliğinden
büyürler bir öfkenin ya da bir dağın yanısıra

bir kıyının beslerliği bir elmadan ayrılmaz gibi ama
elma soğuk bir kış akşamında bile yenir ısıra ısıra...

BİR ÖLÜMSÜZ YALNIZLIĞA

Islanır bir orman yağmurunda şimdi uzak
O bir suskun mavide ışıyan ilk sevimiz.
Kalacak tüm karanlığıma karşın belki tek
Yalnız seni uyuduğum şu ılık gece.

İlk soluğunca evrenin bir serinlik
Serpilir yirmi çağlar ötesinden çölümüze
Kaç ölümler aştık da vardık ancak işte
Bir ölümsüz yalnızlığa şimdi otağ kurduğumuz.

GÜVERCİN KASAPLARI

Yel ulur kar tozdurur bir kış
Yazı yabanda şu sıra içimiz.
Oysa sevmelerin ustasıyız biz
Bir de alçaklıklarla kavganın.
Alıcıkuş kesiliriz ve de ense kökünde
Göğsümüzdeki o sıcak güvercini
Kara dirgen elleriyle
Boğmaya kalkışanların.

Neden, güvencin kasapları, barışımıza kan bularsınız
Öyle kötüsünüz ki
İki gözden dört ölüm bakarsınız.

Tabanca gibidir tabanca
Sevgilenmemiz de vuruşmamız da
Ya yü...

DUDAKLARIN, GÜL ŞENLİĞİ

Bir bahar kaçkını yeşil
Tomurcuklar seni bende.

Sarı sıcak güneşler ışır
Aykırı güzel o dişlerinde.

Dudakların, gül şenliği
Öpüşmeye giriştiğinde.

Taş uyanır, yatak kişner
Ateş harmanı dişiliğinde.

Soğuk bir Kars gecesinde gürül gürül
Yanan bir soba gibisin içimde.

İÇERDEN IŞIYABİLMEK

Senin gözlerin mavi
Nerden ve ne sürem baksan
Yıkanır göğün çividi.

Bir filinta genç asılmış gibi acılı bir gece
Bir dağ ozan öldürülmüş gibi allak bullak.
Kanara kaçkını bir susku
Uyusam, kirlenecek uyku.

Ve yakılmış kitap külü döküklüğünde bir duygu
Çiçek ezmiş pis bir pabuç gibi umursamaz, kör.
Işığın kötücül bir uru
Lamba, bir en deligöz namlu.

Duvar delen bir bungunluk, ama içi...

ANA ÖĞÜDÜ

Çiçekleri ezme yavrum
Çiçekler bir yüreğe benzer
Çiçek ezen, insan ezer.

Sakın sen kuş vurma yavrum
En engin bir kardeşlikte
Uçar kuşlar gökyüzünde.

Tüfekle oynama yavrum
Şakacığı bile çirkin
Bir canlıyı öldürmenin.

Gel bir çiçek ol sen yavrum
Kendi ülkenin renginde
Şu yeryüzü demetinde.

BEN OZANIM

Yıkık tapınaklara döner kimi kez içim
Eski, sağır bir sızıyla balkıyan, inceden;
Işıdı mı ala bir tan
Ben ozanım
Kaç seviden kurşun yesem
Göveririm kendi külümden, yeniden.

Sofrada ekmek ve su, göğüste o gül duygu
Yığınların mutluluğu kavgasında hep yerim.
Tanrılar karşısında, doğa doğrultusunda
Ben ozanım
Devrim ateşlerini sonsuz yakacak odun
Toprakta kemiklerim.

Al bahar, yeşil yaprak
Titrerim...

SEVGİYİ BOYUTLANDIRMAK

Göl kıyısında gölü esenlemekle başladık
Öpüştük bir
Ölü suda maviyi uyandırdık.

Sözü geçersiz kılan bir uçuk sevgilenmede
Suskunluğu
Yeni oylumlarla uyandırdık.

Kars kaşarı kalçaların ve verimcil göğüslerinle
En kara soğuklara karşı bile
Tandırdık.

Tüm yasakları şöyle en özünden yaşayıp
Seninle
Günahı uyandırdık.

Bir yaygı gibi yaydığım o gül güzelliğinde
Seviştik
Sevgiyi boyutlandırdık.

BOĞUNTU

Bıkmaz mı
Dağlar oturmaktan, sular akmaktan
Ve güneş her gün doğrulup aynı yöne
Doğudan doğup batıdan batmaktan?

Bıkmaz mı
Kara, kara olmaktan; ak, ak;
Hep nane mi kokacak nane çiçeği
Konuşmayacak mı hiç şu kayalar
Evlerde mi oturacağız hep böyle
Ayağımız kesilmeyecek mi topraktan?

Bıkmaz mı
Anlamsızlıktan şu sonsuzluk
Gizi çözülmeyecek mi oluşun
Hiç mi bilinmeyecek şu evren
Yıldızlar sırıtacak ...

Syndicate content