Turgay Fişekçi

YÜZYILIN SONU

Bu bürümcük elbise
onu dokuyanın güzelliğini kattı
asma bir gül gibi
balkon demirine yaslanan bedenine.

Sana uzanınca
çatıdan düşen mor bir çavlana bulandım
begonvil yumağında uyuyup kaldım.

Sayılar geçti sıra sıra
Ülkeler yarıştılar kömürde, çelikte
--Herkesin ne çok silahı!
Hiç kimse yarışmadı
Kimin daha çok gülü diye.
Kim daha çok sever akasyala...

İLK GÜNÜN ARDINDAN

Mutluyum
Oturduğun semti
Ev arkadaşını öğrenmekten
Yaşını
İşlerini
Okulunu
Zamanı nasıl geçirdiğini
Hepsi düşündüğüm gibi çıktı
Uzaktan güzel bir çiçektin
Yanına geldim
Çiçekten bir insan gördüm
Yüzündeki beyazlık
Bahar sabahlarının ıslakçiği
Doğduğun kentin dağlarındaydı o saflık
Çamların dibinde açmış fulyaların yüzünde
Bir de sende gördüm
Gözlerinin derin göller gibi durduğu
Temiz
Beyaz
O insan...

KUŞKULUYUM YAŞADIĞIMDAN

Günler boyu sana giydireceğim renkleri aradım fırçalarımla
Beyaz bir denizdin
Göklerinde süs kirazları uçuşan
Bir erguvanın dudak izleri kulaklarında
Kuşkuluyum yaşadığımdan
Göztaşları gözlerinden fışkırırdı asmalara
Parlak balta vücudun bölünce suları
Saplandığın mavi ben olayım istedim
Yalımlı sırtından doğan ışık gözümü aldı
Damlacıklar yedi renkli dereler olurdu saçlarında
Mavi sular , akvaryu...

SANA YARAŞAN

Sana yaraşan şiiri nerden bulmalı
Gülersin
Mum çiçeklerinin pembe kokusu yayılır dünyaya
Günebakanlardan bilinir yerin
Ezan çiçekleri akşamı beklemez , açar
Güçsüzleşir kalemim
Sana yaraşan şiiri nerden bulmalı
Ağlarsın
Gözyaşların uğur taşı olur çocukların göğsüne
Kötülük utanır kendinden
Anneyle baba barışırlar
Ben , sulugözlü ben
Bilemem ne yapacağımı
Yürüsen şiirler kaçışır
Sanki incecik bileğ...

BİR SABAH ŞARKISI

Açıyorum gözümü
Karşımda sen
Toprağın kokusu üzerinde
Geldiğin yolları sormuyorum

Mavi bir sabah
Kuş cıvıltılarından bir taç alnında
Oturuyorsun yatağımın kıyısında
Yüzün yumuşak
Bekler gibi bir öpüşü.

Sessiz bir sabah
Gözlerinin pınarından çekip alıyorum sözcükleri
Yüreğinde bir sitem var söndüremediğim
Yaksın istiyorum beni o ateş
Tek sen üzülme.

Ellerin sabah mahmurluğunda
Bir insan yüreğind...

OLGUNLUK

Güneşin altında
Kara toprağın üzerinde
Olgun bir domates gibiyim.
Güneş kokuyor bedenim
Çıplak ayaklarım toprakta
Hep burdaymışlar gibi yerleşik.
Güneş ve toprakla beslenir yıllardır
En güzel meyvesine hazırlanan dilim

ASMALARIN DANSI

1.
Bir Akdeniz Haziran'ında
Öğleye doğru.
Yalnızca kavaklar altında öten cırcırların sesi
---Sıcaktan kaçın diyen sirenler---
Taş sofada
Güneşin yaktığı otların ve toprağın soluk kesen buğusu
Sırtları serin duvarlarda
Köşede yirmi taş oynayanlar :
Kız ergen gibi , oğlan daha kısa pantolonlu.
Kızın taşları süpüren eli
Oğlanın paçasından yavaşça süzülüyor içeri.
Birazdan yüklük odasında
Her günkü oy...

ANSIZIN BİR UMUT

Odeon Alanı´na çıkan
Rue Ecole de Medicine´de
1993 haziranının sonlarında
Bir Perşembe günü
Bana nasıl park bileti alınacağını
anlatan insan,

Ah, böylesine aydınlık
Başkalarına da anlatsan,
Bu dünya nasıl sevilir
İnsanlar nasıl,
Sömürü nasıl biter
Çevre nedir?

Bir bardak nar şurubu gibi yüzünde
Boncuk boncuk yaşam sevinci,
Sonra bir daha anlatsan...

DOKUMACI KÖLENİN TÜRKÜSÜ

Umut taşımak yasak bana
Yasak bir tomurcuk gülün elinden tutmak
Yaşamım mekik atmak tezgâhta
Ve ağrıyan kaslarla uyanmak sabahları
Güneş parlar durur yıllardır
Karşılıksız bir sevgiyle her sabah başucumda
Güneşe karşı vücudumu
Çırılçıplak verip toprağa
Gökleri saracakmışım gibi
Arzuyla kollarımı açmak
Yasak bana.
Saçlarımı çözemedim güneşe
Aya gösterdim geceleri
Umutlarımı okşayacak bir el buluru...

NİŞANLI KIZIN AĞIDI

Göğsün papatya tarlası
Ah, sarardın beni
Sevgilim, sevgilim
Kolların nerde şimdi

Kirpiklerinin ucuna
Asmıştım yüreğimi
Mavisinde yittiğim
Gözlerin nerde şimdi

Bilgeceydi dostluğun
Sevgiydi sunduğun
Yıldız gözlüm, gündüzüm
Işığın nerde şimdi

Syndicate content